SÜNNÎ ATMALI AŞİRETİ VE ALEVÎLEŞENLER 1

   

    SÜNNÎ ATMALI

    AŞİRETİ VE

  ALEVÎLEŞENLER

 (1)

 

 

 

Atmalılar köken olarak sünnî olmakla birlikte, aralarından, Alevîler’in meskun bulunduğu Arguvan’a (Malatya’nın ilçesi) yerleşmiş olan bir kesimin zamanla alevîleşmiş oldukları görülmektedir. Ayrıca, Malatya Doğanşehir’in Topraktepe köyüne yerleşenler de, İran’ın Kaşan şehrinden geldikleri belirtilen ve Kaşanlı olarak bilinen bir toplulukla bütünleşerek alevîleşmişlerdir. Malatya, Maraş, Antep, Adıyaman, Sivas, Kayseri, Ankara-Haymana ve Konya topraklarındaki Atmalılar ise sünnî olarak kalmaya devam etmişlerdir.

Arguvan’daki alevîleşen kesimden bazılarının (belki de hepsi, bilmiyoruz) seyyid olduklarını söylemeleri ve soylarını Hz. Hüseyin’in oğlu İmam Zeynelabidin’e dayandırmaları ve bu iddialarını lafta da bırakmayıp ellerinde şeçere bulunduğunu açıklamaları, alevîliklerinin, Atmalı kökenlerinden değil, şeçerelerinde (soy ağaçlarında) yer alan Dersim bağlantısından kaynaklandığını açıkça göstermektedir. Alevî olduğunu belirten bütün Atmalılar’ın kökeninin bir şekilde Arguvan köyleriyle ya da Malatya-Doğanşehir’in Topraktepe köyü ve İran’ın Kaşan kenti ile ilişkili olduğu görülmektedir.

 Bununla birlikte, Atmalılar’ın Anadolu’ya Horasan’dan Hacı Bektaş-ı Velî ile birlikte geldiklerini ve başlangıçta alevî oldukları halde zamanla “büyük kısmı”nın Hanefî mezhebini benimsediğini iddia edenlere de rastlanmaktadır. Bu belgeden yoksun iddianın da tarihî gerçeklere aykırı olduğu görülmektedir. Hacı Bektaş-ı Velî 1210 yılında Nişapur’da dünyaya gelmiş ve 1271 yılında Nevşehir-Hacıbektaş’ta vefat etmiştir. Larousse’da şöyle denilmektedir: “Yaşamı ile ilgili bilgiler genellikle efsane ve söylentilere dayanır. Bu konuda kesin bilgi, Mevlana ile çağdaş, Babailer ayaklanmasının önderlerinden Baba İshak’ın mürit ve halifesi oluşudur. ‘Hacı’ lakabıyla anılması, hacca gittiğini gösterir. Bektaşi Vilayetnamesi’ne ve Âşık Paşa Tarihi’ne göre, Horasan’dan Sivas’a geldi, buradan Amasya’ya gidip Baba İshak’ın mürit ve halifesi oldu;….”

Atmalılar, büyük ihtimalle Bozoklar’ın Beg-dili (Beydili) boyuna bağlıdır. Bu boy ise, Moğol istilasından kaçarak 1200’lü yıllarda Halep-Antep civarına yerleşmiştir, Hacı Bektaş-ı Velî gibi Sivas ve/veya Amasya’ya değil.. Konar-göçer olmaları itibariyle de, Nişapur şehriyle bir ilgileri bulunmamaktadır. Ayrıca, Hacı Bektaş-ı Velî’nin asıl şöhretini Anadolu’da edindiğini, Horasan’dayken insanların onunla beraber göç etmelerini gerektirecek bir etkisinin bulunmadığını düşünmek gerekir. Aynı şekilde Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak da, TDV İslâm Ansiklopedisi için kaleme aldığı “Hacı Bektaş-ı Velî” maddesinde, onun, yaşadığı dönemde Anadolu’da da yaygın bir şöhrete sahip olmadığının söylenebileceğini belirtmektedir.

Somut gerçeklikten ve müşahhas sosyolojik verilerden hareketle şunlar söylenebilir:

Halihazırda köken olarak Atmalı aşiretine mensup olanların büyük çoğunluğu sünnîdir. Alevî olanlar ise, Malatya’nın Arguvan ilçesinin köylüleri ile kökeni Arguvan köylerine dayananlardır. Ayrıca Malatya-Doğanşehir’in Topraktepe köyünde yaşayan ve Kaşanlı diye bilinen kitle ile bütünleşmiş olanlar ile kökeni bu köye dayanmakla birlikte başka beldelerde yaşayan Atmalılar’ın da alevî oldukları görülmektedir. Geriye kalan asıl büyük Atmalı kitlesi ise sünnîdir.

Ayrıca, aşiretin Hacı Bektaş-ı Velî ile bağlantısı bulunduğuna dair herhangi bir belge ve güvenilir rivayet mevcut olmadığı gibi, alevî Atmalılar da kendilerini Hacı Bektaş-ı Velî ile ilişkilendirmemektedir. Nitekim, internette şu ifadeler yer almaktadır: “Bizim Elbistan havalisinde bilhassa bizim Alhaslar’da Bektaşilik değil de Şeyh Tarikatı vardı. Bunlara ‘Şeyh Tayfası’ falan derlerdi.” (http://www.bozcader.org/forum/site/printer_friendly_posts.asp?TID=368)

(Aslında Hacı Bektaş-ı Velî de sünnîdir; bu yüzden Osmanlı’da Yeniçeri ocağının pîri kabul edilmiştir. Ancak zamanla Bektaşîlik alevîleşmiş ve Hacı Bektaş-ı Velî de alevî bir figür haline getirilmiştir. Taşköprülüzade’nin 1500’lü yıllarda kaleme aldığı eserinde onun sünnî olduğunu belirtiyor olması önem taşımaktadır. Prof. Dr. M. Esad Coşan, Hacı Bektaş-ı Velî’nin Makalât adlı eserini yayınlamış bulunmaktadır. Eserin 21’inci sayfasında Hacı Bektaş-ı Velî “Sünnet ü cemaat ehli”nden olma vurgusu yapmaktadır. Sünnet ü cemaat ehli, ehl-i sünnet ve’l-cemaat demektir. Hacı Bektaş-ı Velî, 31-32’nci sayfalarda şunu da söylemektedir:“Biregü [birisi] diliyile iman getürse ve gönliyile inanmasa veyahud öşrü zekatı tamam virmese veyahud hacca varuriken yoldan girü dönse veyahud Tanrı taala hükümlerinden birin batıl dutsa [Yani Şeriat hükümlerini geçersiz saysa] veyahud Muhammed-i Mustafa’ya inkarla baksa veyahud Muhammed’in ashablarının birin nahak bilse [Ashabdan herhangi birini, mesela Hz. Ömer veya Hz. Osman’ı hak dışı ya da haksız bilse] dükeli [bütün] işledügi amelleri hebaen mensura olur.” [Amelleri boşa gider, sevapları silinir.] Konuyla ilgili bir makale için bkz. http://www.kekvakfi.gen.tr/yeni_sayfa_136.htm)

Arguvan köylerinde yaşayan Atmalılar’ın kökeni, doğal olarak, diğer Atmalılar’ınki gibi, Arapgir’deki Horan/Horun (ve Deregezen) beldelerine dayanmaktadır. Burada yayınlanan diğer yazılarda aktarıldığı gibi, 1640’larda yaşanan bir olay yüzünden aşiret dağılmak zorunda kalmıştır. Bunlardan bir kısmı Arguvan’a yerleşmiş ve kendilerinden daha önce oraya yerleşmiş olan Dersim kökenli ailelerle bütünleşerek alevî kimliğini benimsemişlerdir. Nitekim bugün, kendilerinin Atmalı olmanın yanı sıra aynı zamanda seyyid olduklarını, soylarının Hz. Hüseyin’e dayandığını, bir başka deyişle “dede” soyundan geldiklerini söyleyenler bulunmaktadır. Göç olayından sonra bu dede soyundan gelenlerle temasa geçen ilk Atmalılar’ın onlarla kültürel etkileşim içine girdiği, zamanla alevîliği benimsedikleri ve aynı zamanda akrabalık kurdukları anlaşılmaktadır. Arguvan köylerine yerleşen ilk Atmalılar’ın medrese mezunu olmadıkları şüphesizdir. Hz. Peygamber s.a.s. soyundan geldiği belirtilen kişilerle karşılaştıklarında onların etkisi altında kalmış olmaları doğal karşılanabilir. Akrabalık da kurduktan sonra, salt Dersim'e uzanan kökenlerinin değil, Atmalı kökenlerinin de aslen alevî olduğunu düşünmeye başlamaları şaşılacak birşey değildir.

İnternette şöyle bir mesaj yer almaktadır:

“Ben aslen Tunceliliyim. Avusturalyada oturuyorum. Sizlerle dedemin babama anlattığı bir olayı paylaşmak istiyorum. Dedem sağlığında malatyaya geliyor. Osmanlı zamanında, Yavuz Selimin sürgün yıllarında Tunceliden Malatya Arguvana 1515 li yıllarda sürgün edilen akrabalarının torunlarını aramak için. Dedem de Kureyşan Ocağından bir Alevi dedesidir. Malatyaya geliyor, o zamanlar Arguvanda söz sahibi olan Atmalılar ile tanışıyor. Mustafendi o yıllarda aşiretin ileri geleniymiş, dedemi Şotiğe götürüyor. Dedem de onlara 1515’li yıllarda sürgün gelen akrabalarından Seyid Alinin, Oruç Dedenin isimlerini söylüyor. Mustafendi ve babası Seyid Aliyi duymadığını ancak Oruç Dedenin türbesinin bulunduğunu, bu kişilerin soyundan gelenlerin halen var olduğunu söylüyor. Rahmetli dedemin bize aktardığına göre o soydan Gışto isminde ve Şeho isminde iki kardeş varmış ama onlarda dedelik yapmıyorlarmış. Mustafendi dedeme kendilerine ait bir şecere gösteriyor. Arapça yazılı olan bu secerede Seyid Emir Hasan’dan bahsediliyormuş. Emir Hasan da İmam Zeynel Abidin soyundan gelen bir alevi dedesiymiş. Bu soydan gelen Mustafendinin ve babasının dedelik yapmadığını, ağalık yaptığını söylermiş. Bende 2006 yılında İstanbulda Bostancı Kültür Merkezinde İzzettin Doğan’ın yaptığı İnanç Önderleri Toplantısında almanyada oturan Hakkı Çıplak ile tanıştım. Benim bu yazdıklarımı onunla paylaştığımda aynen tasdikledi. Kendisinin çıplaklardan olduğunu, adı geçen Emir Hasan soy şeceresinin de kendisinde olduğunu, kendisinin de Almanyada dedelik yaptığını söyledi. Oruç dede torunlarından da bir gencin de Cem Vakfında dedelik yaptığını söyledi.” (http://www.alevileriz.biz/archive/index.php/t-43147.html)

Aynı sitede bu mesaja şöyle bir cevap verilmektedir:

“Sevgili Yılmaz CAN; Seni ve aileni selamlıyor, Ehli Beytin aşkı ile kucaklıyorum. Yazında; Kureyşan Ocağından olan kendi dedenin 1515’li yıllarda Tunceli / Nazimiye den Malatya / Arguvan'a sürgün edilen akrabalarını aramak için Malatya'ya geldiğini, burada Arguvanda söz sahibi olan Atma Aşiretinden Mustafendi ile tanıştığını, Mustafendinin senin dedeni Şotik köyüne getirdiğini, bu köyde akrabaları olan Gışto ve Şeho'yu bulduğunu söylemektesin.

“Sevgili Yılmaz; bu anlattıkların doğru. Yavuz Sultan Selim’in Anadolu’yu acılara boğduğu zulüm ve sürgün yıllarında; büyük dedem Seyid Ali ve Oruç Dede(Kureyşan Ocağının Aliyan Kolu Evladıdır) ve yakınları Tunceli / Nazimiye / Kureyşan Köyünden, Malatya’ya sürgün edilmişlerdir. Sürgün nedeni ise Şah İsmail’e verilen destektir. Sürgün geldikleri Malatya'da Arguvan ilçesinde bulunan ve kendileri gibi sürgün olarak Malatya'ya yerleştirilen Atma Aşireti içinde yeralıyorlar. Çünkü bu aşiret te bir Alevi aşiretidir ve içlerinde Dede soyundan gelenler de vardır. Zaten yukarıdaki yazınızda bunu da belirtmişsiniz.

“Mustafendi dediğimiz kişi hem aşiret ağasıdır hemde bir seyiddir. Çünkü onlarda Seyit Emir Hasan soyundan gelmektedirler. Ancak onlar da dedelik yapmamışlardır. Bu gün bu soydan gelen Hakkı Çıplak ile tanıştığınızı söylüyorsunuz. Hakkı Çıplak'ın elinde Seyid Emir Hasan soyundan geldiklerini gösteren bir "ŞECERE"name vardır.

“Ben de 5 yıldır, özellikle osmanlı devlet arşivlerinden soyumu takip etmekteyim, bir çok araştırmalar yaptım ve birçok arviş belgelerine ulaştım. Bende de 9 buçuk metre boyunda soyumuza ait "ŞECERE" bulunmaktadır. Bu şecerede SEYİD soyundan geldiğimizi görmekteyim. Bu belgeleri araştırma yapan tüm Kureyşan Ocağı mensuplarıyla paylaşmaya hazırım.

“Dedem Gışto ve kardeşi Şeyho dedelik yapmamışlardır…. Çünkü 1515 ve 2005 yılları arasında dedelik yapmadık. Zaten senin deden köyümüze geldiğinde benim büyük dedemin dedelik yapmadığını biliyoruz.

“Ama kutsal emanet olarak gördüğüm; Seyid Ali ve Kardeşi Oruç Dedenin Tunceliden beraber getirdiği; atadan babaya saklanarak bize kadar gelen Tarık (kimi yörelerde evliye, kimi yörelerde erkan denir), İmam Hüseyin Tası ve Cem Şamdanı hala evimizde muhafaza edilmektedir. Dedelik yapmamış, dedelik yapmadığı için zamanla Ocakzade olduğu unutulan dedelerim bu emanetleri saklayarak bize kadar ulaştırmaları benim için çok büyük değere haizdir. Çünkü bu emanetler Ocakzade olduğumuzun bir göstergesidir.

“Almanya'da oturan Hakkı Çıplak Dedemizde bulunan "ŞECERE"nameyi de bizzat incelemiş bulunmaktayım. İmam Zeynel Abidin soyundan gelen seyid Emir Hasana aittir. Kendileri de bu zatın torunlarıdır. Bir Kureyşan Ocağı evladı olarak, sürgünlere uğramış, baskılardan geçmiş, Dedelik hizmetini yapamamış Atalarımın yolunu yeniden 480 sene sonra sürdürmenin tatlı huzurunu yaşıyorum. Sevgili Yılmaz, buraya bana ulaşabileceğin msn adresimi yazıyorum. Deden yıllar önce dedemi aramış, şuan sen de bizi aramaktasın. Seni bulduğum için ben de çok mutluyum. En kısa zamanda buluşmak üzere, sevgiyle kal... sinan.boztepe@hotmail.com Sinan BOZTEPE Dede.”

Buradaki Kureyşan, muhtemelen Kureyş kabilesiyle ilgili bir adlandırmadır. Aliyan kolu ile de Hz. Ali evladının kastedildiği düşünülebilir. Mustafendi isimli şahsın hem aşiret (Atmalı) ağası, hem de seyyid (Hz. Ali soyundan) olduğu belirtiliyor. Ayrıca, “Sürgün geldikleri Malatya'da Arguvan ilçesinde bulunan ve kendileri gibi sürgün olarak Malatya'ya yerleştirilen Atma Aşireti içinde yeralıyorlar” denilerek, iki farklı soyun karıştığı anlatılmaktadır.

Bütün bunlardan, Arguvanlılar’ın alevîliğinin, Atmalı kökenlerinden değil, 1515 yılına uzanan bir sürgünle kurulan Dersim bağlantısından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Kökenlerini Dersim üzerinden İmam Zeynelabidin’e (Hz. Hüseyin’in oğlu) dayandırmaktadırlar. Atmalı aşiretinin diğer fertlerinin ise, bugüne kadar, bir seyyidlik iddiasında bulundukları ve soylarını Hz. Hüseyin’e ve Hz. Peygamber’e (s.a.s.) dayandırdıkları görülmüş değildir. Şayet Atmalı aşiretinde Hz. Peygamber’e (s.a.s.) uzanan bir soy bağı bulunsaydı, bu nesilden nesile aktarılır ve herkes tarafından bilinirdi.

Buna karşılık, Arguvan-Kömürlük köyünden Gazi Duvarcı tarafından, 1640’larda yaşanan olay sonrasında dağılan Atmalılar’ın asimile oldukları ve sünnîleştikleri ileri sürülmektedir. Bu noktada asimilasyon kavramının kullanılması nezaketsizlik olduğu gibi, aktarılan iddia, hem tarihî gerçeklerle hem de günümüzün sosyolojik verileriyle bağdaşmamaktadır. Aksine, aslında Arguvanlı Atmalılar’ın, yerleştikleri çevreyle etkileşim içine girip alevîliği benimsedikleri söylenmelidir. Mesela Darende ve Kuluncak Atmalıları’nın yaşadığı köylerin hiçbirisi alevî köyü değildir. Doğanşehir’deki Atmalı köylerinden de sadece Topraktepe alevîdir.

Öte yandan, Arapgir’in alevî köylerinin sayısı, bazılarınca 17’ye kadar çıkarılmaktadır. Doğal olarak, Arapgir’in alevî köyleri arasında, şu anda Atmalılar’ın yaşadığı Deregezen yer almamaktadır (http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=36911). Arguvan’ın neredeyse bütünüyle alevî olması (Sünnî köylerin sayısı sadece beş), o bölgeye yerleşen Atmalılar’ın alevîliklerinin sebebini açıklamaktadır. Arapgir’de alevîlerin sünnîlere göre sayıca az olması da, daha ilk bakışta, önyargısız olarak, Atmalılar’ın köken olarak sünnî olduklarını düşünmeyi gerektirir. Şayet Deregezenliler alevî olsa veya Arapgir’de alevî nüfus çoğunlukta olsaydı, sünnî beldelere yerleşenlerin ortama uyum sağlamış olmaları ihtimali akla gelebilirdi. Oysa, mevcut durumda, bu ihtimal sadece Arguvan’daki Atmalılar için varittir.

Ayrıca, Arguvan köyleri ile Doğanşehir-Topraktepe köyünden ayrılıp başka beldelere yerleşen alevî Atmalılar’ın neden “asimile” olmadıkları sorusu da cevap beklemektedir. Diğer Atmalılar asimile olmuşsa bunlar neden olmamış ve olmamaktadır?

Mesela biz sünnîyiz; aslında alevî olup da zamanla sünnîleştiğimize dair elimizde hiçbir veri mevcut olmadığı gibi, böyle bir rivayeti büyüklerimizden duymuş da değiliz. Dedemin babaannesinin adının Ayşe olduğunu nüfus kayıtlarından biliyoruz. (Dedemin annesi ile hanımının adı da Ayşe ve kendisinin adı Ömer. Hz. Aişe, Hz. Ebubekir’in kızı olduğu ve Cemel Vakası’nda Hz. Ali ile karşı karşıya geldiği için Şiîler arasında Ayşe adı sevilmez.) Dedemin babasının doğum tarihi 1846, dedemin dedesinin doğum tarihini ise bilmiyoruz. Fakat, doğum tarihinin 1826-27 öncesi olduğu tahmin edilebilir. Alevîler’de Ayşe ismi konulmadığına göre, büyük babaannemizin babasının kızını evlendirdiği dedemin dedesinin, köken olarak alevî olması ve sünnîleşmiş bulunması mümkün değildir. Aksi takdirde böyle bir evlilik gerçekleşmezdi.

Sünnî Atmalılar’ın zamanla sünnîleştikleri, aslında alevî oldukları tezinin, herhangi bir bilgiye dayanmayan bir kurmacadan ibaret olduğu görülmektedir. Böyle birşey olsaydı, sözkonusu Horan’dan (Horun) göç olayı gibi bunun da aileler içinde naklediliyor olması gerekirdi. Mesela, çok samimi bir arkadaşım, büyük dedelerinin köken olarak alevî olduğunu, sünnîleşmiş bulunduklarını bana bir aile sırrı olarak söylemişti. Böyle bir bilginin bir aile içinde kaybolması mümkün değildir, bir şekilde aile sırrı olarak kuşaktan kuşağa aktarılır. Arguvan köylülerinin köken olarak kendilerini eskiden beri alevî kabul etmeleri ise, evlilik yoluyla alevî kökenlilerle karışmış olmalarından ve atalarının bir bölümünün zaten alevî olmasından kaynaklanmaktadır. Bu durumda onlar için sonradan alevîleşme diye bir durumdan söz etmek, söz konusu alevî ataları dikkate alındığında, gereksiz hale gelmektedir.

Yukarıda sözü edilen trajik göç olayı sonrasında Arapgir-Horan’ı (Horun) terk edenlerden bir bölümünün, geleneksel olarak devlete (Osmanlı’ya) muhalif olan Alevîler’in yanında (Arguvan’da) kendilerini daha güvende hissettikleri, onların çevresine sığındıkları ve yanlarında sünnî kimliklerini vurgulamaktan kaçındıkları anlaşılmaktadır. İletişim ve ulaşımın gelişmemiş olduğu bir dönemde, devlet baskısının yoğun bir şekilde hissedildiği bir yerde, bu şekilde bir organize öldürme olayına karışmış olanların nasıl bir halet-i ruhiye ve korku içinde olacakları tahmin edilebilir. (Nitekim Arguvan’ın Kömürlük köyünden Gazi Duvarcı şöyle demektedir: “Memi Ağa ve kendisiyle gelen aşiret halkı kaçıp Kızık’a yerleşmişlerdir… Belli bir süre sonra da dağlık yerlere çekilip gözden kaybolacak, dağların arkasına, daha güvenli münasip yerlere yerleşmişlerdir.” (http://www.arguvankomurluk.com/arguvan/?dId=78) Atma’dan ayrılanların bir bölümünün, kendilerini devlete ihbar etmeyecek olan Alevîler’le yakınlaşmaları ve onların yanında kimlik farklılıklarını açığa vurmaktan kaçınmaları anlaşılabilir bir durumdur. Birkaç kuşak sonra da, aslında sünnî olduklarını unutmuş veya önemsemez hale gelmiş olmalıdırlar. Ayrıca, soy olarak kendilerine nisbetle asil gördükleri, neseb olarak Hz. Peygamber’in s.a.s. torunlarına dayandıkları belirtilen kişilerden etkilenmişler ve hatta onlarla akrabalık kurmuşlardır. Arguvan köylerinden başka beldelere gidenler de olmuş, fakat gittikleri yerlerde herhangi bir “asimilasyon” olayı yaşamadan alevî kimliklerini sürdürmüşlerdir. Mesela Arguvan Kömürlük köyünden Sivas-Gürün’ün alevî Güldede köyüne yerleşen Atmalılar bulunduğu belirtilmektedir. [Çopur soyismini taşıyanların Arguvan Kömürlük köyünden geldiği belirtiliyor. http://www.facebook.com/group.php?gid=40158732504)] Mehmet Bayrak da, Gürün-Karakuyu köyünde Sinemilli ve Atma aşiretinden alevîlerin yaşadığını ileri sürmektedir (İçtoroslar’da Alevi-Kürt aşiretleri [Sinemilli ve Komşu aşiretlerinin tarihi-edebiyatı], Ankara: Özge Yayınları, 2006, s. 97). Karakuyulu Atmalılar’ın kökeni Doğanşehir-Topraktepe’ye dayanmaktadır. Bunların da sünnîleşmesi gibi bir durum yaşanmamıştır.

Buna karşılık, Gürün’de Atmalılar’ın yaşadığı başka köyler de bulunmaktadır. Karadoruk ve Dürmepınar köylerinde Atmalı aileler yaşadığı gibi, Akdere köyünün yarısı Atmalıdır (site.mynet.com/akdere55). Böğrüdelik köyünde de Korkmaz soyadlıların Atmalı aşiretinden olduğu belirtiliyor (www.avrasyaforum.com/showthread.php?t=45463). Kılıçdoğan ve Golusık (?) köylerinde de Atmalılar yaşıyor (http://www.radyodarendemkekec.tr.gg/). Bu köylerdeki Atmalılar’ın sünnî olmaları, açıktır ki, Atmalılar’ın köken olarak sünnî olmalarının bir sonucudur. Benzer şekilde, Gaziantep İshahiye ve Adıyaman Besni’deki Atmalılar’ın yaşadığı köylerin sakinleri de sünnîdir. ‘Babam’ adlı kitabın yazarı Malatya-Doğanşehirli Muammer Şahin’in eserinde aktardığı şecerelerinde yer alan Ömer ismi, onların da sünnî olduğunu ortaya koymaktadır. (Muammer Şahin’in merhume annesi İstanbul-Fatih’in Sofular Mahallesi’nde, Yeşiltekke Sokağı’nda komşumuzdu ve “Hacı Anne” diye bilinirdi. Sünnî olduklarını biliyoruz. Fakat o zaman onların Atmalı olduğunu bilmiyorduk.) Yine, Sivas-Ulaş’ın Örenlice (Sert Mahmut) köyü sakinlerinden Ossolar (Osman) sülalesine mensup Arslan, Aslan, Tırşo, Hüyük, Özkan ve Hatipoğlu ailelerinin Atmalı Türkmenleri’nden olup Malatya Atmalı’dan geldikleri belirtilmektedir (http://www.sivaslilar.net/forum/archive/index.php/t-11746.html) (Bilindiği gibi, Hz. Osman Emevî sülalesinden olduğu ve Hz. Ali’den önce hilafet makamına geçtiği için Alevîler arasında Osman adına rastlanmaz. Benzer şekilde Sünnîler Muaviye ismini almaktan kaçınırlar. Fakat, Alevîler’den farklı olarak, Yezid yüzünden bütün Emevîleri suçlamak gibi bir tutum sergilemekten uzaktırlar. Her ne kadar Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i severlerse de, Hz. Peygamber s.a.s.’in kayınbiraderi olan ve vahiy kâtipliği yapmış bulunan bir sahabe olmasından dolayı Muaviye r. a.’e dil uzatmak istemezler.)

Darende civarında yaşayan Atmalılar’ın tamamının sünnî olduklarını biliyoruz. Bu, geçmişte de böyleydi, nitekim 1841 tarihli bir belgede, aralarında Bekir isimlilerin bulunduğu belirtilmektedir: “Maraş eyaleti dahilinde de, Atmalı ve Dumanlı aşiretlerinin kiracılık yaparak geçimlerini temin ettikleri görülmektedir. Maraş yöresinde kiracılık yapmak suretiyle geçimini sağlayan bu aşiret mensupları da eşkıya saldırılarından kurtulamamışlardır. Bu cümleden olarak, Darende civarında yaşayan Atmalı ve Dumanlı aşiretleri ahalisinden olup, Kiracı Taifesi’nden Hasan, Yusuf, Bekir, Mehmet, Süleyman ve Kurt adındaki şahıslar 1841 yılında Darende kazasına tabi Müncelik köyünden Burun Mevkii’ne kira karşılığı götürmek üzere zahire yüklemişlerdi….” (Faruk Söylemez, “XVIII. Yüzyıl Başlarından XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Maraş ve Çevresinde Eşkıyalık Hareketleri”, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 22, Yıl: 2007/1 (69-85 s.), s. 74; sbe.erciyes.edu.tr/dergi/sayi_22/5-%20(69-85.%20syf.).pdf)

Ayrıca, Atmalılar’ın dağıldıkları yerleşim yeri olan Horan’a (Horun) iki km mesafedeki Deregezen köyünde yaşayan Atmalılar’ın Bölükbaşı soyadını taşıdıkları, Muammer Şahin’in “Babam” adlı kitabında bildirilmektedir. İnternetteki resimlerinden de anlaşılabileceği gibi, Deregezen gayet güzel bir camiye sahip olan sünnî bir köydür (Aynı şekilde Adıyaman-Besni Atmalı ve Gazianteb-İslahiye Atmalı köyleri de, internetteki resimlerinin de gösterdiği gibi, camili köylerdir). Bölükbaşı soyadı taşıyanların atalarının, fazla uzaklaşmayıp olayın geçtiği yerin yakınına yerleştikleri anlaşılmaktadır. Göç edenlerin kimliklerini saklamaları ve bunun sonucu olarak içinde bulundukları ortama uyum sağlamaları mümkündür ve Arguvan köylülerinin bu durumda oldukları anlaşılmaktadır. Uzağa göç etmeyip yakınlarda kalanlar ise, çevre tarafından bilinirler. Onların kimliklerini saklamalarının bir anlamı ve yararı olmaz, çünkü zaten kim oldukları bellidir. Sivas-Divriği'ye bağlı Atmalıoğlu köyünün Atmalılar’la bir ilgisi bulunup bulunmadığını bilmiyoruz, fakat bu köy de camili bir köydür (divrigimuftulugu.gov.tr/camilerimiz.htm). Zamanında Besni’ye bağlı bulunmakla birlikte günümüzde Pazarcık sınırları içinde yer alan bir köyde yaşamış bulunan meşhur Molla Mehmet Karayılan’ın (kendisinin imamlık yapmış bir insan olmasının yanı sıra) annesinin adının Ayşe olduğu da bilinmektedir.

Jandarma Genel Komutanlığı’nca 1970’li yıllarda Kürt aşiretlerine ilişkin hazırlandığı ve Kaynak Yayınları’nca 1998’de “Aşiretler Raporu”  adıyla yayımlandığı belirtilen bir belgeye göre, 1970’li yıllarda Kahramanmaraş’ın Pazarcık, Afşin, Elbistan ve Türkoğlu ilçeleri ile Malatya’nın Doğanşehir ilçesinde yaşayan Atmalılar’ın toplam nüfusu 19 bin 29’dur. Bunların bir bölümü Hanefî, bir bölümü Şafiî, bir bölümü de Alevîdir. Hepsi de Kürtçe’nin Kırmanç lehçesini konuşmaktadır. Hanefîler Elbistan’ın İkizpınarı, Hasanalili (Hasanali), Topkırankale (Tapkırankale), Atmalıkaşanlı, Dervişçimli, Günaltı, Topkıran (Tabkıran), Türkören, Karahasanuşağı köylerinde (Türkören ve İkizpınar dışındaki köyler komşu olup Darende’nin güneyinde, Elbistan ile Akçadağ arasında yer alıyor. Türkören ve İkizpınar diğerlerinden kopuk durumda; onların kuzeybatısında ve komşu durumdalar), Malatya-Doğanşehir’in Beğre ve Gövdeli köylerinde (Yukarıda adları geçen köylerden ilk grubun hemen güneyinde yer alıyorlar), Pazarcık’ın Ganidağı, Göçer, Hasankoca, Kızkapanlı, Sadakalar, Turunçlu, Güngördü, Karahüyük, Akcalar (Akçalar), Kizirli (Kizir), Tilkiler, Çöçelli köylerinde ve Türkoğlu ilçesinin Çullu, Çakallı ve Hasanoğlu köylerinde yaşamaktadırlar. Şafiîler ise Pazarcık Merkez ilçe ile Abbaslar, Karacasu ve Tevekkelli köylerinde ikamet etmektedir. Alevîler’e gelince, Pazarcık İlçe Merkezi ile Elbistan’ın Kalaycık, İkizpınarı, Hasanalili, Topkırankale, Atmalıkaşanlı, Dervişçimli, Günaltı köylerinde, Afşin’in Türkçayırı, İncirli, Çomudüz, Deveboynu köyleri ile Torunkalfa ve Domuzderesi obalarında yaşamaktadırlar. (Mehmet Bayrak, İçtoroslar’da Alevi-Kürt aşiretleri [Sinemilli ve Komşu aşiretlerinin tarihi-edebiyatı], Ankara: Özge Yayınları, 2006, s. 107-117; "Gizli belgelerde Maraş yöresindeki aşiretler", http://www.tawdilo.com/index.php?option=com_content&view=article&id=826:gzl-belgelerde-mara-yoeresndek-aretler&catid=93:nceleme-aratirma&Itemid=158)

Ancak, bu bilgilerin sağlıklı olmadığı görülmektedir. Raporda dil olarak sadece Kürtçe gösterilmiştir. Halbuki bu havalide Kürtçe konuşan herkes Türkçe'yi de iyi bilir ve konuşur. Dolayısıyla dil olarak "Türkçe ve Kürtçe" denilmeliydi. Asıl önemlisi, Elbistan sınırları içinde yeralan İkizpınarı, Hasanalili, Topkırankale (Tapkırankale), Atmalıkaşanlı, Dervişçimli ve Günaltı gibi köyler hem Hanefî hem Alevî köyü olarak gösterilmiştir. Bizzat Alevîler’in kendileri, bu köylerden sadece Hasanali (Hasanalili), Atmalıkaşanlı ve Günaltı köylerinin alevî köyü olduğunu doğrulamaktadır (http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=29762&page=9). Afşin köyleriyle ilgili olarak verilen bilgilerin de güvenilir olmadığı kesindir. Nitekim, anılan köylerden Çomudüz’ün yarı sünnî, yarı alevî olduğu, Deveboynu’nun ise Çerkez köyü olduğu ifade edilmektedir (http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=29762&page=5). Ayrıca, Maraş’ın Çullu ve Çakallı adlı iki ayrı köyü yoktur, Çakallıçullu vardır. Hasanoğlu adlı bir köy de mevcut değildir. Pazarcık’ın da Töreler ve Güngördü adlı köyleri bulunmamaktadır. Abbaslar köyü de Pazarcık’a değil, Kahramanmaraş merkeze bağlıdır. Aynı şekilde Karacasu da merkeze bağlı bir belediyeliktir. Tevekkelli de merkeze bağlıdır ve kökenleri Nurhak’a dayanmaktadır. Hasanoğlu da Pazarcık’a değil, Araban’a bağlıdır.

Ayrıca toplam nüfus olarak verilen 19 bin 29 rakamının da, köy adlarının hem Hanefî hem Alevî olarak mükerrer biçimde sayılması gibi, mükerrer (tekrarlanan) rakamların toplanmasından oluştuğu anlaşılmaktadır. Nitekim, resmî belgelere göre, 1911 yılında Maraş’a bağlı topraklarda yaşayan Atmalı aşireti mensupları sadece 112 haneydi ve nüfusları da 597’ydi. (Nermin Zahide Aydin, Maraş’ta Gayrimüslimler ve Kurumları, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dali Tezsiz Yüksek Lisans Projesi, Eylül - 2007; kutuphane.ksu.edu.tr/e-tez/sbe/T00737/nermin_zahide_aydin_tez.pdf) Osmanlı’nın etnik kimlikleri yok saymak gibi bir politikası bulunmadığı için, bu rakamlardan kuşkulanmak için bir neden bulunmamaktadır. Rakamlarda hata olabilir, fakat bunun kasten yapılmış bir hata olacağını düşünmek gereksizdir. Buna karşılık, 1919 yılında bölgeyi gezen Binbaşı Noel şöyle demektedir: “Atmi Kürtlerinin sayısı Pazarcık, Besni ve Elbistan kazalarına yerleşmiş olan yaklaşık 2500 aileden oluşmaktadır. Pazarcık ve Besni’de yerleşmiş olanlar tam göçebedir, yani kış ile yaz ikametgahları farklıdır. Yazları uygun otlak bulmak için dolaşırlar. Elbistan’da ise köyleri daha çok tepelerde bulunmaktadır, yazın ise daha çok sineklerden kaçmak için yaylaya çıkarlar.” (Mehmet Bayrak, İçtoroslar’da Alevi-Kürt aşiretleri [Sinemilli ve Komşu aşiretlerinin tarihi-edebiyatı], Ankara: Özge Yayınları, 2006, s. 197.)

2 bin 500 aile, en az 10-15 bin kişi demektir. Bu rakamın çok abartılı olduğu, bugünkü Atmalı köylerinin sayısından bile anlaşılabilir. Noel’in herhangi bir sayım yapmış bulunması söz konusu olmadığı gibi, o sırada ajan-provakatör olarak faaliyet gösteren, Kürtler’i ve Kürtçe konuşan toplulukları kışkırtmaya çalışan bir gizli servis elemanı olması nedeniyle çarpıtmalarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Noel ayrıca, sanki Atmalı isminin kökenini çok iyi biliyormuş gibi, aslında Kürtçe Atmi olan aşiret ismini Türkler’in Atmalı şeklinde Türkçeleştirdiklerini iddia etmektedir. Böylece aslında, İngiltere’nin sömürgelerinde uyguladığı yöntemlerden hareketle genelleme yapmakta, psikologların “yansıtma (projection)” adını verdikleri mekanizmaya sarılmaktadır. Atmalı aşiretinin tarih sahnesine ilk çıktığı andan itibaren belgelerde Atmalı adı kullanılmış, ayrıca bunların Türkmen Ekradı ya da Ekrad (Kürtler) oldukları belirtilmiştir. Osmanlı’nın Türkçeleştirmek ya da Türkleştirmek gibi bir politikası olsaydı, Begdili (Beydili) boyu gibi Bozoklar’dan olan bir boyu bile “Begdilisu Ekradı” (Beydili Kürtleri) diye adlandırmak gibi bir tutum sergilemez, tam aksine, Kürt aşiretlerinin ismine “Türkmen” ifadesini eklerdi. Halbuki, hiçbir Kürt aşireti için böyle bir tutum sergilenmemiştir. Atma aşiretine Atmi denilmesinin Kürtçe’yle bir ilgisi de bulunmamaktadır. Abdullah’a Apo denilmesi, Abdullah isminin Kürtçe Apo’dan bozma olduğu anlamına gelmez.

Binbaşı Noel’e göre, Atmi (Atma) aşireti sünnî ve şiîlerden oluşuyordu. Ancak, Atmilerin reisi Yakup Paşa’nın sünnî olduğunu ayrıca belirtmektedir (Aktaran: Mehmet Bayrak, a.g.e, s. 189). Pazarcıklı Alevîlerden Atma aşiretine mensup olduklarını söyleyenler bugün de mevcuttur. (http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=29762&page=9) Bunların Arguvan’dan gelmiş olmaları nedeniyle alevî oldukları anlaşılmaktadır. Nitekim Hamza Aksüt şöyle demektedir: “Atma ağaları, bir röportajda şöyle demişlerdi bana: ‘Biz, Irak’taki Kelhur aşiretinden gelmişiz; ama Kelhur nedir, ne değildir, bilmiyoruz. Oradan Berezi’ye gelmişiz, Berezi’den Arguvan’a. Bir kısmı da Arguvan’dan bölünmüş, Pazarcık’a gitmiş.’” (http://atmali.blogspot.com/)

İnternette yer alan diğer bir metin de, Arguvan alevîleri ile Maraş alevîleri arasında bir bağ bulunduğunu göstermektedir. Söz konusu metinde “Elbistan-Akçadağ Alevileri” başlığı altında şunlar aktarılıyor: “Aleviler dağlara sığınmaya çalışırken bir kısmı da Elbistan Akçadağ yöresine yerleşti. Çoğunluğu Kürt olan ve ilk gelen babanın ismi ile anılan komşu köyler kurdular. Kürecik, Kürne, Atma, Tof kıran (Sin- mil) Sina milli, Al-has, aşiret isimleri ile geçimlerini sağlamak için ayrı ayrı yerlere yerleştiler. Bu aşiretler de, yine ilk baba adı ile birbirlerine bitişik yerlere yerleşip köy kurdular. Örneğin: Atmi’lerden, Has ve Al kardeşler yan yana iki yerde yaşam sürerken, Al ve Has’ın ilk geldikleri yere ‘Hasan Ali’ Has’ın yerleştiği yere de (esmer olduğu için) ‘Kara Hasan’ dendi. Amcaoğlu Kist’in yerleştiği yere de Kistikan (Kistikler) dendi. Elbistan’ın kuzeybatısına göç edenlere ‘Çom’, Adıyaman bölgesinde kalanlar da ayrı isimlerle anıldılar. Ancak Atmi (Atmalı) olduklarını unutmadılar. Sinamilliler (Sine-mille), Al-Haslılar, Tof kıranlılar, Kürecikliler, Kürneliler de ilk baba isimleri ile köy kurdular, ancak aşiretlerinin ismi ile anıldılar.” (http://aligocmen.blogcu.com/aleviler-ve-alevilik-16-21/5097255)

Burada sözü edilen Al-Has’ın (Alhas), Arguvan’daki Atmalı kökenli Alhasuşağı köyü ile ilişkili olduğu ilk bakışta anlaşılmaktadır. Ancak, bu metindeki sorunlardan birini bazı Atmalı toplulukların ayrı aşiretlermiş gibi anılması oluşturuyor. Muhtemelen Sinemilli aşireti için de aynı durum söz konusudur. Diğer bir sorun ise, sanki bütün Atmalılar alevîymiş gibi bir izlenim verilmiş olmasıdır. Karahasan isminin ise, Maraş civarındaki Atmalılar’ın bilinen ilk reisi olarak görünen Kara Hasan’a dayandığı düşünülebilir. Bununla birlikte, onun soyundan gelenlerin önemli bir bölümünün alevî değil sünnî olduğu biliniyor. Nitekim İstiklâl Harbi sırasındaki aşiret reisi Yakup Paşa’nın sünnî olduğunu Binbaşı Noel de günlüklerinde dile getirmektedir. Ancak Yakup Paşa’nın (Paşa Yakup) alevî Sinemilli aşiretinin reisinin kızıyla evlendiği bilinmektedir. Yöredeki bazı Atmalılar’ın alevî olmasının nedeninin birincisi Arguvan kökenli olmalarından, ikincisi İran-Kaşan kökenlerinden, üçüncüsü de yöredeki alevîlerle kurulan akrabalıklardan kaynaklanıyor olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, Atmalılar’ın çoğunluğu yine de sünnî olarak kalmaya devam etmiştir.

Yukarıdaki alıntıda geçen “Çom” ismi ise, Elbistan’ın kuzeybatısında yer alan ve Afşin’e bağlı olan Çomudüz köyünü akla getirmektedir. Köylerin baba adı ile kurulması iddiası sadece Hasanali ve Karahasan gibi isimler için mantıklı görünmektedir.

Darende’nin Başkaya (Melik/Melikler) köyünde yaşamakta olan yaşlı bir akrabamızın anlattığına göre, (Horan’dan göç olayından sonra) Darende’nin Kurşunlu köyüne yerleşenler olmuş. Burada bulunan ve Happa Hatun’un oğulları olan ve Köm, Tam ve Has olarak adlandırılan üç kardeş, farklı yerlere yerleşmişler. Köm, Darende’nin Kömüklü, Tam ise Temüklü köyüne yerleşmiş. Has ise Elbistan’da ikâmet etmeye başlamış. (Happa ismini ilk defa duyduğumu belirtmem gerekiyor. Bununla birlikte, internette yaptığım bir taramadan, Happa ve Habba isimlerinin Anadolu’da kullanıldığını öğrenmiş bulunuyorum. I. Mahmut’un hanımlarından birinin adı da Habba imiş. Habba; hub, habib ve muhabbet kelimeleriyle aynı kökten gelen ve “Sevdi” anlamını taşıyan Arapça bir kelimedir. Öte yandan, “Tam” ismi ile “Temüklü”nün “Tem”i arasında bir ilişki olamayacağını belirtmek gerekiyor. Çünkü Temüklü, 16. yüzyılda bile mevcut olan bir köydü. Bkz. Osman Taşkın, XIX. Yüzyılda Darende Kazası’nın Fiziki, İdari, Sosyo-Ekonomik Yapısı, Sivas: Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, yüksek lisans tezi, 2002, s. 48.)

Görüldüğü gibi, Al (Ali) ve Has (Hasan) kardeşlerden farklı olarak, Has, Köm ve Tam kardeşlerden söz edenler da var. Ancak, isimlerde tekel yoktur ve aynı dönemde bile pekçok ailede ortaklaşa kullanılıyor olabilir. Bununla birlikte, Köm ve Tam’ın Has’ın yanı sıra, ismi anılmayan Al (Ali) isimli bir kardeşleri daha olabilir; bilmiyoruz. Al-Has, Ali Hasan isminin kısaltılmış biçimi de olabilir, fakat geçmişten bu yana Alhas isminin farklı yörelerde kullanılmış olması, bunun bağımsız bir isim olabileceğini de akla getirmektedir.

Öte yandan, Maraş-Afşin ilçesi Kaşanlı, Örenli, Haticepınar ve İnci köyleri ile Elbistan Atmalı Kaşanlı (Atmalıkaşanlı), Malatya-Doğanşehir Topraktepe ve Sivas-Gürün Karakuyu köylülerinin akraba oldukları belirtilmektedir (http://nn-no.facebook.com/group.php?v=wall&viewas=0&gid=32929115806). Karakuyulular Afşin’deki Kaşanlı, Örenli ve Haticepınar köylerinden gelip Karakuyu’ya yerleşmişlerdir http://tr.wikipedia.org/wiki/Karakuyu,_G%C3%BCr%C3%BCn). Sözkonusu Afşin köylüleri ve bu arada Karakuyulular aslında Malatya-Doğanşehir’den gelmedir. İnternette yer alan bir metinde şöyle denilmektedir: “Kaşanlı, 1400’lü yılların sonunda İran'ın Kaş şehirinden gelip Mardin'e yerleşmiştir. Mardin'den dinî nedenlerden dolayı göç etmek zorunda kalmışlar. 2 veya 3 ev Diyarbakır'a gitmiş. Geri kalanlar Malatya'nın Doğansehir ilçesine, şu anki ismiyle Topraktepe Köyü olan köye yerlesmişler. Bir kısmı ordan şu anki ismiyle Elbistan ilçesine bağlı Atmalı Kaşanlı olan köye gelmiş ve oraya yerleşmişlerdir. Bundan 294 yıl önce yani Karabekirler zamanında şu anki Afsin Kaşanlı köyüne gelmisler. Karabekirler Cogulhan yerine vermişler ama kabul etmemişler. İlla da Karakaya'yı istiyoruz demişler. Daha sonra Örenli, Hatice Pınarı ve İnci köyleri kurulmuş.” (http://www.turkcebilgi.com/ka%FEanl%FD,_af%FEin/ansiklopedi)

İran’ın Kaş değil, Kaşan diye bir şehri mevcuttur. Kaşan, İran’ın iç ya da orta kısmının kuzey batısında yer alır. Tahran’la İsfahan arasındadır.

Kara Hasan’ın soyundan gelen Hüseyin Ecer ise şöyle demektedir: “Kaşanlı olarak bilinen Raşiler olarak İran Kaşanlıdan iktidar karmaşasında Beyler savaşı nedeniyle dedelerimizin topraklarını bırakıp Anadolu’ya göç ettikleri rivayet değil, atalarımızdan sözlü olarak aldığımız tarihsel bir bilgidir, ama Horasan’dan Dersim üzeri değil Mardin Diyarbakir (Amed) yolu izlenerek.” (http://www.facebook.com/topic.php?topic=9634&post=53783&uid=32929115806#post53783)

Hüseyin Ecer ayrıca şunları söylemektedir: “Osmanlı tapu kayıtlarında ise Malatya Doğanşehir havzası ile Elbistan AtmaliKasanli, Hasanali, Kistik bolgeleri 12 baba adına tapuludur, ancak bir dönem Besni Beyliğine 1900 sonrası ise Fındık Beyliğine verilmistir. Bugün bile halen Kistik ve AtmaliKasanli tartışmalı yaylası dedemiz PirHusin uzerine gorünmektedir…. biz sozlü aktarılan tarihimizde Yegen dedemizin, oğlu Nasir ile 1750’li yıllarda Topraktepe köyü olarak bilinen GundeKoşi’de ilk iskanı yaptığını biliyoruz.” (http://atmalilar.org.tr/forum/index.php?topic=50.0)

Ecer’in Besni Beyliği’nden kastı, Besni Sancağı veya Nahiyesi olmalıdır; çünkü hiçbir zaman Besni Beyliği diye bir beylik kurulmamıştır. Fındık Beyliği’nden kasıt da, Malatya-Doğanşehir’in Fındık köyü olabilir. Hüseyin Ecer, ayrıca, şeceresini Kara Hasan’a dayandırmaktadır: “… bildiğimiz, dedemiz PurHusin’in KelHasan isminde bir kardeşi olduğu ve HaseRaş'in çocuklari olduğudur. Ayrıca on iki kardeşden ulaşabildiğim IveRaş, OlaRaş, XaleRaş isimlerindeki amcalarıdır. Babalarının isimleri ile kısa künye tanıtıldığında babaları Raş’dır. Raşe Koşi. Raş bilindiği üzere esmer, kara tenli, koyu anlamındadır. Osmanlı tapu kayıtlarında ise Malatya-Doğansehir havzası ile Elbistan Atmalı Kaşanlı, Hasanali, Kistik bölgeleri 12 baba adına tapuludur, ancak bir dönem Besni Beyliğine, 1900 sonrası ise Fındık Beyliğine verilmistir. Bugün bile halen Kistik ve Atmalı Kaşanlı tartışmalı yaylası dedemiz PirHusin üzerine gorünmektedir.” (http://www.facebook.com/topic.php?topic=9634&post=53783&uid=32929115806#post53783) Aynı yerde Ecer, “raş” kelimesinin “kara” anlamına geldiğini, HaseRaş’ın “Kara Hasan” olduğunu söylemektedir.

Bütün bunlardan şu sonuç çıkmaktadır: Arapgir Horan (Atma) köyünden ayrılıp Doğanşehir’in Topraktepe köyüne yerleşen Atmalılar, orada, İran’ın Kaşan şehrinden geldikleri için Kaşanlı diye adlandırılan alevî toplulukla bütünleşmişler ve alevîliği benimsemişlerdir. Nitekim Hüseyin Ecer, Topraktepeliler olarak Alevîliklerinin kökenini şu şekilde açıklamaktadır: “... Bilinen tarihiyle alevi oldugumuz ancak hiçbir şekilde bir DEDE ya da Pirlik bağımızın olmadığı, daha çok İran Kaşan gelişimizde KIZILBAŞ olduğumuzdur. Bazı dede aileleri sonraları köyümüze yerleşmistir, onlar da dedelik yapmamaktadır. Doğan dedenin talipleriyiz.” (http://www.facebook.com/topic.php?topic=9634&post=53959&uid=32929115806)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !